|
DAVID
L. PHILLIPS'İN "ABHAZYA KOSOVA DEĞİLDİR" YAZISI ÜZERİNE
BAZI DÜŞÜNCELER
25.02.2008
Prof.
Dr. George Hewitt
Kafkas
Dilleri Profesörü,SOAS,Londra Üniversitesi
Çev:
Ömer Aytek Kurmel / KAFFED
Çoğu
Batılı yorumcu müteveffa ABD Cumhurbaşkanı Ronald Reagan'ın
Sovyetler Birliği "iblis imparatorluğudur" önermesiyle herhalde
mutabık idiler. En güçlü Rus karşıtı hissiyatın üç Baltık
halkı Estonyalılar, Litvanyalılar, Latviyalılar ve Transkafkasyalı
Gürcüler arasında olduğunun farkında olsalar da çoğu Batılı
yorumcu, birliği oluşturan Sovyet cumhuriyetlerindeki hayat
hakkında herhalde çok şey bilmiyorlardı. SSCB Gorbaçev yıllarında
çözülmeye başladığında Baltık devletlerinin ve Gürcistan'ın
on yıllara yayılmış bağımsızlık arzusunun aynı Batılı yorumcular
ve karar vericiler tarafından yaygın sempatiyle karşılandığını
anlamak da bu bağlamda kolaylaşıyor. Öngörülemez sayıda
küçük devletin ortaya çıkmasını engellemek için uluslararası
camia sadece SSCB'ni meydana getiren birlik cumhuriyetlerini
tanıyacağını ilan etti ve her ikisi de Sovyet Gürcistan'ı
içinde yer alan Abhazya Özerk Cumhuriyeti ve Güney Osetya
Özerk Bölgesi gibi Sovyet idari sistemi tarafından düşük
seviyede özerklik tanınmış etnik azınlıkları karakterize
eden kendi kaderini tayin etme arayışlarını cesaretlendirmedi.
Batı'nın bu tavrı takınırken dünyada Jozef Vissarionoviç
Stalin adıyla tanınan bir Gürcü olan Sovyet diktatörü Iosep
Besarionis-dze Cugaşvili'nin keyfi çizdiği sınırları tanıması
muazzam bir ironiydi. Sovyetler Birliği Stalin'in 13 Aralık
1922'de Gürcistan ile anlaşma imzalayarak Transkafkasya
Federasyonu'na giren Abhazya'yı Gürcistan'ın içinde özerk
bir cumhuriyet haline getirdiği Şubat 1931'den önce,1920'li
yıllarda çökmüş olsaydı ve Cemiyeti Akvam halefi Birleşmiş
Milletler'in benimsediği tanıma politikasını o zaman uygulasaydı
Abhazya on yıllar boyunca bağımsız ve uluslararası camianın
bir üyesi olacaktı.
M.S.
780 yılında kurulan Abhazya Krallığı zamanında Abhazlar'ın
iktidarının bugünkü batı Gürcistan'ın bölümlerine yayılmasıyla
başkent Anakopya'dan (bugün Abhazya'nın Karadeniz sahilindeki
Yeni Athos) Kutaisi'ye (Gürcistan Cumhuriyeti'nin ikinci
kenti) taşındı ve bölgeye o dönemde "Abhazya" dendi. "Abhazya"
978 yılında 3. Gurgen'e annesi Gurandukht'tan, Gürcüce konuşan
bölgeler de babası tarafındaki krallardan miras kaldı. Böylece
1008 yılında Abhazların ve Gürcülerin birleşik krallığı
olarak bilinen güçlü bir ortaçağ krallığının ilk hükümdarı
oldu. Bu tarihten Moğollar'ın gelişine kadar "Abhazya" Gürcistan'ın
Gürcü dilindeki karşılığı olan Sakartvelo ile aynı anlama
geliyordu.
Abhazya'nın
(veya Abasgya) Orta Çağ'daki şöhretinin bir göstergesi olarak
1356 yılı civarında basılan "Sir John Mandeville'in Gezileri"
kitabından alıntı yapabiliriz. İngiliz gezgin 28. bölümde
şöyle yazıyor:
"Bundan
sonra (Ermenistan ve Medya) Gürcistan Krallığı gelir. Elbrus
denen ve farklı halkların yaşadığı büyük bir dağın doğusunda
başlar. Bu krallık Türkiye'ye ve Büyük Deniz'e uzanır ve
güneyinde Büyük Ermenistan yer alır. Bu ülkede iki krallık
vardır. Bunlardan biri Gürcistan Krallığı, diğeri Abasgya
Krallığı'dır. Bu ülkede her zaman iki kral vardır ve ikisi
de Hıristiyan'dır. Gürcistan Kralı Büyük Han'a tabidir.
Abasgya Kralı'nın ülkesi daha güçlüdür ve ülkesini her zaman
saldırganlara karşı kahramanca koruduğu için hiç kimseye
tabi olmaz."
Bir
de 1404 yılında Kafkasya'yı boydan boya dolaşmış din adamı
Johannes de Galonifontibus'un daha gerçekçi (ve Abhazya'nın
bugünkü statüsü açısından daha doğru) gezi günlüğü vardır:
"Bunların
(Çerkesler) ötesinde küçük tepelik ülke Abhazya vardır…
Kendi dillerini konuşurlar… Onların doğusunda, Gürcistan
yönünde Megrelya denen ülke uzanır… Kendi dilleri vardır…
Gürcistan bu ülkenin doğusundadır. Gürcistan bir bütün değildir…
Kendi dilleri vardır." (Alıntı L. Tardy "1404 Yılında Kafkas
Halkları ve Komşuları",Acta Orientalia Academicae Scientiarum
Hungaricae,XXXII (i),83-111,1978)
Moğollar'ın
1245 yılında ortaya çıkmasıyla çöken birleşik krallık, aralarında
Abhazya'nın da olduğu küçük krallık ve prensliklere bölündü.
Bu entiteler Çarlık Rusya'sı tarafından 19. yüzyılın değişik
tarihlerinde imparatorluğa dahil edilinceye kadar varlıklarını
sürdürdüler. Abhazya'nın demografik durumu ancak kuzeybatı
Kafkasya'daki direnişin sona erdiği 1864 ve 1877-1878 Rus-Türk
savaşından sonra radikal anlamda değişmeye başladı. Adıgelerin
çoğu ve Ubıhların tamamı gibi Abhazlar da Rus hâkimiyetinde
yaşamaktansa yurtlarını terk ederek Osmanlı topraklarına
gittiler. Nitekim Yakındoğu'daki devasa diasporanın oluşumu
sonucunda bugün Adıge ve Abhazların ezici çoğunluğu Kafkasya'da
değil Türkiye'de yaşamaktadır. Ancak 19. yüzyılın son çeyreğinden
itibaren yabancı unsurlar, özellikle komşu Megrelya'dan,
Abhazya'nın boşaltılmış topraklarına akmaya başladılar (Abhazya'nın
o zamanki boşluğu için İngiliz dağcı Douglas Freshfield'ın
muhteşem "Kafkasya'nın Keşfi" eserinin ikinci cildinde sayfa
191-220 arasındaki "Abhazya'nın Yalnızlığı" başlıklı bölüme
bakın. Birinci baskı 1896). Çağcıl Gürcü aydını ve eğitimcisi
Iak'ob Gogebaşvili Abhazya'yı kolinize edecek en iyi halkın
Megreller olduğunu savunanlardandı. Megreller Gürcüceye
akraba bir dil konuşuyorlar ama 1930'dan beri resmen "Gürcü"
olarak kaydediliyorlardı.(Bakınız "vin unda iknes dasaxlebuli
apxazetshi ?" [Kafkasya'ya kimler yerleştirilmeli ?] (1877,Gürcüce))
Transkafkasya'nın
1917 Rus Devrimi'ne denk gelen birkaç yıllık bağımsızlığında
Gürcistan'da iktidara gelen Menşevikler Abhazya ve Güney
Osetya'yı kendi yörüngelerine sokmak için "ateş ve kılıç"
politikası uyguladılar. İngiliz Carl Eric Bechhofer Menşevik
hükümetinin milliyetçiliği hakkında şunları yazar: "Gürcistan'ın
özgür ve bağımsız sosyal demokrat iktidarı kendi sınırları
içindeki işgalciliği ve katı bürokratik zulmü itibariyle
hafızamda sonsuza kadar emperyalist küçük milliyetin klasik
örneği olarak kalacak. Şovenizmin üst sınırlarını bile aşıyordu"
("Denikin'in Rusya'sında ve Kafkasya 1919-1920" Londra 1921).
Bu, ölümünden kısa süre önce Andrei Sakharov'un Gürcistan
için yaptığı ve Gürcü medyasını kendisine düşman eden "küçük
imparatorluk" tanımını hatırlatıyor.
Güneydoğu
bölgesi Gal'in Megrelleşmiş Abhazları nihayet 1920'li yıllarda
yeniden "Gürcü" olarak kaydedildiler. Stalin ve Megrel kökenli
yardımcısı Lavrent'i Beria'nın 1937 yılında başlayıp 1953
yılında ölmeleriyle sona eren Abhaz karşıtı kampanya boyunca
aralarında etnik Gürcülerin de bulunduğu devasa sayılarda
Megrel Abhazya'ya yerleştirildi. Bu olgu ["Abxazija: dokumenty
svidetel'stvujut,1937-1953"[Abhazya: Dokümanlar Tanıklık
Ediyor,1937-1953] adıyla yayınlanan ve 1992 yılında basılan
resmi kayıtlarla belgelendi. Bu dönemde Abhaz yazısı Latin
temelli olmaktan çıkarılıp Gürcü temelli yapıldı ve tıpkı
1945-46'da yerlerine Gürcüce eğitim yapan okulların açıldığı
Abhazca eğitim yapan okulların kapatıldığı gibi Abhaz diliyle
yayın yapılması yasaklandı. Abhazlar ve kültürlerinin üzerindeki
baskılar Kruşçev idaresinde 1954'den itibaren kaldırılsa
da Abhazya'daki Megrel yerleşkeleri Sovyet döneminin sonuna
kadar varlıklarını sürdürmeye devam ettiler. Bunun sonucunda,1989
yılında yapılan son Sovyet nüfus sayımında çoğunluğu Megrel
kökenli olan "Gürcüler" bölge nüfusunun % 46'sını meydana
getirdi. Buna karşılık otokton Abhazlar ancak % 17.8'e tekabül
etti. David Phillips Abhazların nüfusun beşte birinden azını
teşkil ettiğine işaret ediyor. Bu doğru olmakla birlikte
rakamı benim yukarıda yapmaya çalıştığım gibi tarihsel bağlam
içinde ele almak gerekiyor.
1880'li
yıllarda başlayan Gürcü "kolonizasyonu"nun kötü yanlarından
birisi de P'avle Ingoroq'va'dır. Bu kendisini yetiştirmiş
Gürcü edebiyatı uzmanı 1940'lı yılların sonunda ortaya akıldışı
bir tez atmıştır. Buna göre tarihi olarak Abhazlar bir "Gürcü"
kabilesidir. 17. yüzyılda kuzeybatı Transkafkasya'ya yerleşen
ve boyun eğdirdikleri Abhazların adını alan kuzeybatı Kafkasyalı
yerleşimciler bugün bildiğimiz Abhazlar olarak ortaya çıkmışlardır.
Mazereti
Olmayan bu saçmalığa göre Abhazların da Stalin'in 1930'lu
yıllardan beri doğuya sürgün ettiği halklar (Koreliler,
Volga Almanları, Kırım Tatarları, Çeçenler, İnguşlar, Balkarlar,
Karaçaylar, Ahıskalılar, Hemşinliler, Lazlar, Rumlar, Kalmuklar)
gibi Orta Asya'ya gönderilmeleri planlanmıştı. Abhaz dilinin
yasaklanmasının ve çok sayıda Megrel'in göç ettirilmesinin
Abhazları birkaç kuşak içinde Megrelleştireceği (Gürcüleştireceği)
düşünülmüş olmalı ki sürgünden vazgeçildi.1954 yılından
sonra Abhaz kültürü yeniden canlansa da kişi başına düşen
yatırım Sovyet Gürcistan'ının diğer bölgelerine kıyasla
düşük kaldı (bakınız Darrell Slider Sovyet Uluslar Politikasında
Kriz ve Karşılık: Abhazya Örneği,
Central
Asian Survey 4.4, 51-68,1985) ve Abhazya'da 1950'ler, 1960'lar
ve1978 olmak üzere periyodik Gürcü karşıtı gösteriler düzenlendi.1978
yılında 130 Abhaz aydını Abhazya'nın Gürcü kontrolünden
çıkarılıp Rusya Federasyonu'na dahil edilmesi için Kremlin'e
dilekçe yazdı. Dönemin Gürcistan parti başkanı Eduard Şevardnadze
yükselen gerilimi kontrol altına alması için Abhazya'nın
başkenti Sohum'a gönderildi. Alınan önlemlerden birisi Sohum'da
Sovyet Gürcistan'ının ikinci üniversitesini kurmak oldu.
Gerilim yatıştı. Ne var ki Kremlin'e gönderilen dilekçeyi
imzalayan aydınlar işlerini kaybettiler. Gorbaçev'in Glasnost
(Açıklık) politikası başlayınca diğer Birlik halkları gibi
Gürcüler de şikâyetlerini dile getirmeye başladılar ve Tiflis'teki
kitle psikolojisi sadece Rusları değil cumhuriyet içindeki
muhtelif azınlıkları da hedef alan öfkeli bir milliyetçiliğe
dönüştü. 1988 yılında üniversiteye girmek için Gürcü dili
ve edebiyatı sınavını zorunlu kılan bir dil yasası taslağı
gündeme geldi. Bu gelişme Abhazlar gibi Gürcüce bilmeyen
ve az bilen etnik azınlıklar için tehlikeliydi. Bu çirkin
gelişmeye karşılık olarak Abhazlar ve Güney Osetyalılar
Gürcü hâkimiyetine karşı kendi şikâyetlerini gündeme getirdiler.1989
yazında Sohum ve Oçamçıra'da kan dökülen ilk çatışmalarla
olaylar iyice kızıştı.17 Mart 1991'de Gorbaçev'in önerdiği
yeni birlik anlaşması için Sovyetler Birliği'nde halkoylaması
yapıldı. Referandumun tüm Gürcistan'da "Gürcüler" tarafından
boykot edilmesine karşılık Abhazya'da kayıtlı seçmenlerin
% 52,3'ü sandık başına giderek egemen cumhuriyetler birliği
içinde kalmaya % 98,6'lık bir oranla "evet" dedi. Bu sonuca
göre sadece Abhazlar değil, Abhazya'daki seçmenlerin çoğunluğu
evet oyu vermişti. David Phillips gibi yorumcular Abhazya
nüfusunun beşte birinden az bir kesimin Gürcistan'ın Sovyet
sonrası bir devlet kurma çabalarına çomak soktuğunu söylediklerinde
bu gerçeği akılda tutmak gerekiyor. Birlik cumhuriyetleri
1991 Ağustosunun ortasında, Abhazya gibi, özerk birimlerle
yeni anlaşma imzalayacak ve yeniden oluşturulmuş Birlik
içerisinde eski cumhuriyetlerle eşit statüye kavuşacaklardı.Bu,
Abhazya'yı Tiflis'in yakın kontrolünden çıkararak isteklerinin
gerçekleşmesine yardımcı olacaktı. Ne var ki Sovyet tarihi
farklı bir yol takip etti. Gorbaçev'e karşı 18 Ağustos'ta
yapılan darbenin ardından SSCB dağıldı ve sadece birlik
cumhuriyetleri tanındı.
Abhaz-Gürcü
ilişkilerinin yukarıda tartışılan seyrini bilen ve Gürcüce
yayınlarda 1980'li yıllarda patlayan Abhaz karşıtı propaganda
ile aşina olan herkes, Gürcü-Abhaz ihtilafının Şevardnadze'nin
kötü planlanmış 14 Ağustos 1992 işgaliyle savaş noktasına
gitmesinin sorumlusunun Tiflis olduğunu bilir. Abhazlar
o zamanlar önemli olan Kafkas Dağlı Halklar Konfederasyonu
(Dudayev'in Çeçenistan'ı dahil) ve yukarıda bahsedilen Yakındoğu
diasporasından gelen gönüllüler tarafından destekleniyordu.
Silahlar doğal olarak Rusya'dan temin ediliyordu. Ama o
günlerde Rusya'da her şey satın alınabiliyordu. Kuşkusuz,
Rusya'daki resmi kaynaklar Gürcü tarafına yardım ettiği
gibi Abhaz tarafına da doğrudan yardım ediyordu. Ancak Rusların
savaşı başlattığını veya Abhaz tarafı adına kazandığını
iddia etmek gerçekleri temelinden çarpıtmak olacaktır.
Savaş
bittiğinde Abhazya'nın "Gürcü" toplumundan binlerce kişi,
Abhazlar 13 aylık düşmanca işgale sahne olan topraklarını
(başkent Sohum ile Oçamçıra arasında harap olmuş ve savaşın
izlerini bugün dahi taşıyan bölge) geri almaya geldiklerinde
ortalıkta görünmemeye karar verdi. Göç etmeleri etnik temizlik
gibi gösterilmek istense de gönüllülüğe dayalı bir göç idi.
Zaten Abhazya'daki Gürcülerin hepsinin göç etmemiş olması
da bunun kanıtıdır. Abhaz yüksek komutası Abhazya'da yaşamaya
devam eden "barışçı" Gürcü sivillerin haklarının gözetilmesi
konusunda silahlı birliklerine talimat vermişti. Göç etmeyi
seçenlerin sayısı propaganda maksadıyla şişirilen rakamların
çok çok altındadır.
Söylenenlerden
Abhazların (ve Ermeniler ve Ruslar gibi Abhazya'da yaşayan
diğer halkların) on yıllardır Gürcü hâkimiyeti altında yaşamak
istemedikleri bellidir. Eylül 1993'de fiili de olsa bağımsızlıklarını
kazandılar ve Sovyet sonrası ve savaş sonrası bir toplum
kurmaya başladılar. Resmi bağımsızlıklarını ise ancak 1999
yılı sonunda Gürcü tarafının görüşmeleri uzatması ve baltalamasına
duyulan tepki sonucunda ilan ettiler. Yatırımların olmaması
ve "savaş da yok, barış da" durumu yüzünden ilerleme yavaş
seyretti. Genç cumhuriyet sınırın Gürcü tarafından organize
edilen terör eylemlerine maruz kaldı. Bu eylemleri, batının
desteklediği Gürcü hükümetinin finanse ettiği Orman Kardeşliği
ve Beyaz Lejyon gibi örgütler düzenliyor.1998 yılında Şevardnadze'nin,
Gürcistan'ının yeniden düşmanca tavırlar takınması üzerine
yeni bir savaş son dakikada önlendi. Mişa Saakaşvili iktidara
geldiği zaman Abhazca konuşmaya çalışarak, Şevardnadze'nin
kuvvetlerinin yenilgiye uğradığı Eylül 1993'den sonra yaptığı
gibi, Gürcü devleti içinde "maksimal özerklik" önerdi ve
bunu Amerikalı ve İngiliz uzmanlarca eğitilen ordusunun
geçit töreni esnasında yaptı. 2006 ilkbaharında Saakaşvili,
savaşın sonundan beri Tiflis'in sözde denetiminde olan Yukarı
Kodor Vadisi'ne polis operasyonu kisvesi altında askerlerini
sokarak Nisan 1994'de Moskova'da imzalanan barış anlaşmasını
ihlal etti. Abhaz tarafının uzayan barış görüşmelerinden
çekilmesine sebep olan eylem bu oldu. David Phillips'e göre
Abhazlar ne yapmalıydı? Gürcüler açısından bir kurgudan
öteye gitmeyen ve asla gönüllü olarak kabul etmeyecekleri
"özerkliği" tecrübe etmişlerdi. Gürcü tezlerini destekleyenler
kendilerine sorsunlar: Abhazlar kazanımlarını niçin riske
atsınlar? Gürcistan ile savaş istemediler ama kendilerine
dayatılan savaşı da kazandılar.13 ay süren savaşta nüfuslarının
% 4'ünü kaybettiler. Gürcülerin gözündeki imajlarının "Gürcü"
toprağında başkalarının işine burnunu sokan insanlar olduğunu
biliyorlar ve Güz 1992'de Abhazya Araştırma Enstitüsü ile
kıymetli arşivinin Abhazların ana yurtlarından izlerini
silmek için kasten ateşe verildiğinin farkındalar (uluslar
arası camia farkında olmayabilir). Kaderlerini bir defa
daha düşman Gürcü ellerine bırakmaları beklenebilir mi?
David
Phillips uluslararası hukuk açısından Kosova ile Abhazya'nın
durumlarının aynı olmadığını anlatmaya çalışıyor. Haritalara
çizilen sınırlar gibi kanunlar da politikacılar tarafından
yaratılmıştır. Sadece tarihin cilveleri sayesinde harita
üzerinde bir ada sahip olan ve uluslararası toplumun tarihini
önemli ölçüde hiçe saydığı, ancak tanıdığı bir devletin
kendi uluslararası kabul gören sınırları içinde yaşayan
bir başka topluluğun yaşamını kontrol etmek gibi bir ahlaki
hakkı var mıdır? Özellikle de yaptıkları onlarca yıldır
bu azınlığı böyle bir egemenliğe olan duygusal muhalefetlerini
tekrar tekrar ortaya koymaya itecek kadar üzücüyse (hiç
istemedikleri savaşlara girmelerine neden olacak kadar).
Konu ister Kosova ve Sırbistan olsun ister Abhazya (ve Güney
Osetya) ve Gürcistan, cevap "hayır" olmalıdır. Amerikan
başkan adaylarından John McCain 2006 yazında Gürcistan'a
yaptığı gezide Gürcüleri Amerika'nın yeni "en iyi dostları"
olarak nitelendirdi ve en büyük isteğinin yakında ayrılıkçı
bölgelerin özgürlük içinde yaşamanın ne anlama geldiğini
anlamaları olduğunu söyledi. Güney Osetyalılar 1990-1992
yılları arasında, Abhazlar 1992-1993 yıllarında Gürcistan
ile tam da bu anılan özgürlük için savaştılar. Bugünün ve
yarının iktidar sahipleri bölgesel gerçeklerle aşina olmak
zahmetine katlanmak zorundadır.
Tek
taraflı olarak ne pahasına olursa olsun Gürcistan'ın toprak
bütünlüğünü destekleyen batı gerçekleşmesini hiç de istemediği
bir şeye, halk desteğine sahip olmasa da Abhazya'da Rus
etkisinin güçlenmesine yardımcı oldu. O zaman Abhazlara
ve sadece Abhazya'yı değil, Tiflis'te iktidara kim gelirse
gelsin duydukları şüphe ve korkuyu paylaşan halklara ne
seçenek kalıyor? Batının Abhazya'nın bağımsızlığını tanıması
daha basiretli bir yaklaşım olabilirdi ve hala da olabilir.
Böyle bir tanımayı Gürcüler de Rusya'nın Kosova'nın tanınmasına
misilleme olarak Abhazya'yı tanımasına tercih ederler. Bunu
yatırımlar takip eder. Bağımsızlığı Birleşmiş Milletler
garanti altına alır ve zaman içinde Abhazya-Gürcistan ilişkileri
normalleşir. Bu da göçmenlerin hiç olmazsa bir kısmının
yavaş ama daha geniş ölçekte geri dönmesini sağlar. Rusya
ile Gürcistan arasında daha sağlıklı ilişkiler meydana gelir
ki bu Kafkasya bölgesinin tamamının yararınadır.
[1] "Abhazya Kosova Değildir"
David L. Phillips (Transitions Online,7 Şubat 2008) David
L. Phillips Columbia Üniversitesi İnsan Hakları Etüdleri
Merkezi'nde ziyaretçi akademisyendir. Clinton yönetimi sırasında
ABD Dışişleri Bakanlığı'na Balkanlar ve Kafkasya üzerinde
kıdemli danışman olarak hizmet vermiştir
|