Daha yüzelli yıl evvel, imparatorluklar çağının güç savaşlarına kurban olan bir halkız. Bir imparatorluğun genişleme iştahına, diğerlerinin nüfuz hevesine yenik düştük. Daha dün gibi hatırladığımız, ağıtlar yakıp öyküler anlattığımız bir sürgünün çocuklarıyız. Biz halkız… Güzel yurtlarımız vardı, rüzgar kanatlı atlarımız. Güzel şarkılarımız vardı, sonsuz düşlerimiz… Kimileyin cesaretin ateşinde yandık, kimileyin korkunun gölgesine sığındık. Gafleti de gördük, ihaneti de. Kahramanlığımız kadar, sancağı yere düşürmüşlüğümüz de oldu. Yenildik, kırıldık, bölündük, sürüldük. Biz halkız… Kiminin toprağımızda gözü vardı. Çar hükmetti: Gidin !... Kiminin insanımızda sözü vardı. Sultan hükmetti: Gelin !.. Biz halkız. Savaş da bizim içindir sürgün de. Azımız kaldı geride ‘biçare’, çoğumuz düştü yollara ‘bigane’. Kalanlarımız der ki, Yaralıydık, yarımdık, azdık, acizdik. Yurdumuzun koynunda dinlendik, toprağımızın çömert ellerinde şifa bulduk, ormanımızın mabetinde ruhumuzu yeniledik. Azdık ama umudumuzu biriktirdik, tutunup köklerimize yeniden ayağa kalktık. Acizdik ama cesaretimizi biriktirdik, yeni bir dünya kurduk. Nice yeni istilacılara direndik, savaştık. Direndik dişle tırnakla, inatla umutla. Özgürlüğü de tattık, bağımsızlığı da. Gururu da yaşadık yeniden, onuru da. Direndik bugünlere. Tarih akar usulca. Saramadığımız tek yara, sökemediğimiz tek acı kaldı yüreğimizde. Yokluğunu çekeriz gidenlerin. Tarih akar usulca. Bekleriz dönüşünü diğer yarımızın, geleceği birlikte kurmak için. Eksiğimiz artar, bekleyişimiz artar, hasretimiz artar. Tarih akar usulca. Gidenlerimiz der ki, Yeniktik, bitiktik, teslimdik. Köhne teknelerle sürüklendik Karadeniz’in hırcın dalgalarına. Bıraktıklarımızla vedalaşmadan, toprağımızla kucaklaşmadan düştük yollara. Hastalıktan, açlıktan, soğuktan kırıla kırıla, denize beden vere vere vardık yeni yurtlarımıza. Ve nice bedeller ödeye tutunduk yeni hayatlarımıza. Çoktuk çoğaldık, şimdi milyonlarız. Açtık açıktık, şimdi ‘karnımız toktur, sırtımız pek’. Sanki unutmuş gibi terkettiklerimizi, yaşarız yeni dünyamızda kendi halimizde. Tarih akar usulca. Aklımız karıncalanır sanki, yüreğimiz paslanır gibi. Tarih akar usulca. Kökler unutmaz bizi, bırakmaz peşimizi. Tutar düşüşümüzü, tutar boşlukta kayboluşumuzu. Biliriz biz sürgünde bir halkız. Biliriz dönüş vaktidir. Tarih akar usulca. Vakit gelmiştir biliriz. Hasret birikmiştir. Birikmiştir gereklilik, mecburiyet. Dönüş günü gelmiştir biliriz. Biliriz de, bir tek ilk adımda bocalarız. Biraz cesaret gerek, biraz kararlılık, basiret. Geleceğe meydan okuyacak yürek gerek. Yürekli öncüler... Şimdi 500 yürek arıyoruz. 500 öncü. 500 cesur yürek arıyoruz, kadını erkeği, çoluğu çocuğu 500 iyi insan. İstanbul’dan, Samsun’dan, Sinop’tan veya Trabzon’dan yola çıkıp, sürgün rotasından bizi vatana geri taşıyacak bir gemi dolusu gerçek insan arıyoruz. Yeni beşyüzleri, binleri, onbinleri peşlerine sürükleyecek 500 rüzgar kanatlı öncü... Öyle sıcak kamarasında değil şık bir geminin, salaş bir teknenin güvertesinde yıldızları battaniye yapıp yol almayı gözüne kestirecek 500 kararlı insan aranıyor. Öyle yumuşak yatağında değil bir otelin, tam da sürgün edildiği eski limanın okaliptüslerle göğe eren parkında, bir uyku tulumu içinde geçmişine ve geleceğine sarılarak uyumayı mutluluk sayacak 500 cesur insan. 500 yürekli insan arıyoruz. Haylazlığa katılıp aylaklığa eklenmeye değil, üretene, yaratana, direnene omuz vermeye niyetli; vurdumduymaza uyup atalete teslim olmaya değil, gerçek yurtseverlğe katışıp geleceğe meydan okumaya kararlı 500 insan… 500 onurlu insan arıyoruz. Bir çalışma kampındaymışçasına taş kırıp nasırlanmayı, kazma kürek terlemeyi göze alacak; yorgunluğundan mutlu olacak, yaptığıyla övünç, kattığıyla gurur duyacak, “iyi ki varım, iyi ki geldim, iyi ki burdayım”ı yaşayacak 500 insan.... Kadim yurduna kavuşmanın sevincine varacak; her karış toprağına basmanın, her kıyısından denize gülümsemenin, her ağaca sarılmanın, her meyvayı tatmanın, her taşa dokunmanın, her akarsuyundan serinlemenin, her çiçeği koklamanın ve her rengi kucaklamanın merakını yaşayacak 500 iyi insan aranıyor. Kadim kültürünü kucaklamanın gururuna varacak; anadiliyle konuşmanın, şarkı söylemenin, geçmişin masallarını dinlememinin, geleceğin öykülerini yazmanın heyecanını yaşayacak 500 şanslı insan aranıyor. 500 cesur yürek aranıyor. Abhaz-Abazin, Adige, Wubıh, 500 ‘Çılgın Çerkes’. 20 Mayıs 2011’in sabahı “DÖNÜŞ” adlı gemiyle çıkıyoruz yola, geleceğimizi kurmak için. 21 Mayıs sabahı güneşi Sohum’da selamlayacağız. Toprağımızı öpeceğiz. Ve bizi karşılayan diğer yarımızla bin yıllık hasret gibi kucaklaşıp, ‘nerede kalmıştık’ diye gireceğiz kolkola. Sürgün ağıtımızı denize bırakıp dönüş şarkımızı söyleyeceğiz, hep birlikte. Geri dönüş yok… Çıkıyoruz yola. Buradaki herşeyimizi burada bırakarak gidiyoruz. Küçük dünyalarımızı, küçük öykülerimizi, kariyerimizi, işimizi, kişisel ikbalimizi, egomuzu, palavramızı, haylazlığımızı, aylaklığımızı, aşkımızı, tutkumuzu, konforumuzu, alışkanlığımızı, bağımlılığımızı, beğenmişliğimizi, kaprisimizi, nazımızı, okulumuzu, oyuncaklarımızı, moda giysilerimizi, kravatlarımızı, sivri burunlu yüksek topuklu papuçlarımızı, güzellik merakımızı, makyaj çantamızı, vesvesemizi, dedikodumuzu, kaygımızı, tasamızı… Velhasıl tüm kişisel eşyalarımızı geride bırakarak gidiyoruz, asker ocağına teslim bir acemi kadar yalın. Herşeyimizi yeniden edinmek üzere, yepyeni büyük bir dünya kurmak üzere gidiyoruz. Dönüşü yok. Haziran, Temmuz, Ağustos. Üç ay, karın tokluğuna, sevgi bolluğuna yaşamayı bilerek ve isteyerek gidiyoruz. Üç ayda yeni hayata tutunup geleceği kazanmak için gidiyoruz. Büyük bir öykünün kahramanları olmak için gidiyoruz. Başarmak mecburiyet. Bu bizim tarihi dönüşümüzdür. Dönüşün dönüşü yok… 500 cesur insan aranıyor. Bugünden başlayarak bir yıl boyunca hazırlığını, cesaretini ve kararlılığını biriktirip sırt çantasını dolduracak. Bir de ardındakilerle helalleşmeyi unutmayacak. Başka birşey istemez. Yola çıkmaya karar verdiysek eğer, ihtiyaçımız olan herşey bizimledir. Biletimiz tek yöne, dönüşü yok… Tarih aktı usulca. Sıra bende, sende, onda. Sıra bizde. Sırası gelen ayağa kalksın, öne çıksın. 500’den biri olmak için el kaldırsın. Biz sürgünde bir halkız. Çıkıyoruz yola, kaderimize yeniden hükmetmek için. Çıkıyoruz yola, diğer yarımızla bütünleşip geleceği birlikte kurmak için. Yolumuz açık, şans bizden yana. Cesaret de bizden ola… Sezai Babakuş 1 Nisan 2010 500cesuryurek@gmail.com |